2010 yılında bu konuyu ele aldığımda, Türkiye’deki esas sorunun, peyzaj dağarcığımızın ve peyzaja biçilen değerin sınırlılığı olduğunu düşünmüştüm. 2012 yılında konu hakkında ikinci kez yazdığım bir metinde, Peyzaj Mimarları Odası’nın kuruluşundaki olumlu katkıyı, peyzaj mimarlığı eğitiminin Mimarlık fakültelerine girmesi ile eğitimdeki değişimi ve yatırım sektörünün bu disipline verdiği önemin artışını ele almıştım. 2016 yılında ise, peyzaj mimarlığının katma değerinin farkedildiğini paylaşmıştım. “Peyzaj mimarlığının durumu”na dair belli aralıklarla bana yöneltilen soruları cevaplamaktan sıkılmıyorum; aksine disiplinin Türkiye’deki mimarlık üretimi içinde nasıl konumlandığını güncel olarak irdeleme fırsatı veriyor ve yıllar geçtikçe faaliyet gösterdiğimiz bu alana olan yaklaşımımın nasıl değiştiğini de gözler önüne seriyor.
Günümüz Türkiye’sinde peyzaj mimarlığı, geçmişe kıyasla daha bilinir bir alan olsa da potansiyelinin hala tam olarak görülebildiği ve algılandığı söylenemez. Bu konudaki son yayınımdan beri geçen 8 senede dağarcığımızda duyusal peyzaj, sürdürülebilir tarım, suya duyarlı şehir ve iklim uyumlu tasarım gibi terimler, katılımcı tasarım gibi yöntemler daha fazla yer almaya başladı. Peyzaj mimarlığının evrenselliği proje yarışmaları ve kentlinin ihtiyaçları doğrultusunda daha fazla gündeme geliyor. Son yıllarda sürdürülebilirlik ve yeşil alanların önemi üzerine artan farkındalık, peyzaj mimarlarının rolünü yeniden tanımlamakta. Büyük şehirlerde park ve bahçe tasarımlarının yanısıra kentsel dönüşüm projelerinde de peyzaj mimarlığına yönelik talepleri artırıyor. Hasanpaşa Gazhanesi, bence kamu eli ile bütünlüğü sağlanmış en önemli örnektir. Türkiye’den özellikle Kayseri AGÜ Sümer Kampüsü, İzmir Havagazı Tesisleri, Silahtarağa Bilgi Üniversitesi Kampüsü, Koç Müzesi, Rami Kütüphanesi Peyzaj Projesi ve Seddülbahir Kalesi sağladıkları yaşantı ile nitelikli örneklerdir.
Kentin artık alanları diyebileceğimiz noktalarının yerel yönetimler tarafından değerlendirmeye başlandığı, şehrin dönüştüğünü görüyoruz. Peyzaj mimarları için enfes çalışma alanları olarak görebilecek bu alanlar sahipsizliklerini yitiriyor. Degrade alan iyileştirilmesi örneği olarak, bir anlamda da doğa onarımını içeren bir şehir içi parkı olan Pendik Millet Bahçesi, eski maden ocağı arazisinin ya da başka bir örnek olarak Rami Kışlası’nın kente kazandırılması açısından yeni deneyimler sunuyor.
Sanatsal üretimin de peyzaj mimarlığının önemli bir parçası olduğu multidisipliner işbirliklerinin daha çok geliştirilmesi gerektiğini görmekteyiz. Kamu ve özel sektör projelerinde giderek daha fazla yer bulan peyzaj mimarları, yaratıcı çözümlerle kentsel yaşam kalitesini artırma yolunda önemli adımlar atmaya başladı. Türkiye’de peyzaj mimarlığının sadece estetik değil, sosyal ve ekolojik boyutlarıyla da değerlendirildiği bir döneme doğru ilerliyoruz. Özellikle Tuzla Yaşam Vadisi gerçekten önemli bir örnek. Bununla birlikte Kemerburgaz Kent Ormanı da…
Türkiye’de daha fazla peyzaj mimarı sahaya sürülse de, projelerin hayata geçirilmesi konusunda hala ciddi sorunlar devam ediyor. Proje yarışmaları, artık yalnızca fikir oluşturma aşamasında kalmaktan çıkıp, uygulama potansiyeli taşıyan tasarımlar sunma noktasına geldiyse de, belediyelerin bu projeleri gerçekleştirme isteği hala tartışmalı bir konu. Geçtiğimiz yılların birkaç başarılı örneği dışında, genel olarak kentsel yarışmaların uygulamaya geçişinde sıkıntılar yaşandığını görüyoruz. Proje yarışmaları çoğunlukla estetik ve işlevsellik açısından yenilikçi yaklaşımlar sergiliyor, ancak gerçekleştirilmeleri için gerekli bütçelerin ve siyasi iradenin sağlanamaması, pek çok projenin rafa kalkmasına yol açıyor. Dünya genelinde, kentsel tasarım yarışmalarında bütçe güvencesi vermek temel bir uygulama haline gelirken, Türkiye’deki durum hala belirsizlikler taşıyor. Yarışmaların birer vitrin olmaktan çıkarılıp, gerçek bir dönüşüm aracına evrilmesi için sektörün tüm paydaşlarının birlikte hareket etmesi gerekiyor. Uygulanan örnekler var, yok değil: Theodosius Limanı Arkeolojik Alanı, Çanakkale Anten Kulesi ve Salacak Kentsel Tasarımı bu örneklerden sadece birkaçı.
Peyzaj mimarlığında kullanılan malzemeler hala sınırlı görünse de, pratik hayatta yararlanabileceğimiz sonsuz malzeme seçeneği mevcut. Günümüzde, yapay zeka ve yeni yazılımlar sayesinde, bu malzemeleri daha yaratıcı ve işlevsel bir şekilde kullanma imkanı artıyor. Ayrıca peyzaj mimarlığı, doğası gereği tasarımlar ve gerçek dünya ile daha fazla etkileşimde bulunarak, nesnelerle buluşma noktasında daha güçlü bir hale geliyor.
Türkiye’de özellikle gerek akademisyen gerekse profesyonellerin plan çizgilerine gerçeklik kazandırma eğilimi, peyzaj mimarlığının çoğul gerçekliğinin epey indirgenmesine yol açıyor; görselleştirmeye dayalı tasarımlar, aslında üretimi zorlaştırıyor ve geçici başarılar gerçek zannediliyor. Peyzaj mimarlığı bir kişiselleştirme zaafı ile ele alındığında, yapay zekanın potansiyel katkısı da yerlerde sürünüyor. Önümüzde simülasyonlara dayalı, peyzaj mühendisliğini zirveye taşıyacak gelişmelerle dolu bir dönem var. Özellikle bu bağlamda üniversite eğitimi, salt planlama odaklı stereotip alışkanlıklarını bırakarak tasarım ve nesnesine odaklanmalıdır. Yeniden vurgularsak, peyzaj mimarlığının planimetrik çizgilerin yükselerek (extrude edilerek) görselleştirilmesi pratiğinden çıkarılarak ciddi bir deneysellik çıktısına dönüştürülmesi gereklidir.
Deniz Aslan, Doç.Dr., DS Mimarlık




